Çapkın
erkeği tanıma yolları
* Asprin
bulmak için banyo dolabını karıştırırken, 20 değişik renkte
prezervatifle dolu bir kutu buluyorsanız.
* Sizi almaya
evinizin kapısına geldiğinde, verdiğiniz masum bir merhaba
öpücüğü, dilini boğazına sokmaya çalışmasıyla son buluyorsa.
* Sizi büyük
bir otelin restoranına yemeğe götürdüğünde, vale tarafından
hararetle selamlanıyor, resepsiyon memurunun gülümsemesini
görmezden geliyor, garsonlar şarap seçimini sormaya bile gerek
duymadan getiriyorlarsa...
* Birlikte
çıktığınız ilk yemekte 'çok özel kadını' için Don Perignon
marka şampanya açtırıp, havyar ısmarlayıp, kemanlar eşliğinde
aşk sözcükleri mırıldanıyorsa... Hele bir de tek bir kırmızı
gül almışsa.
* Sizi sadece
haftasonları görebileceğini, geri kalan günlerde çok yoğun
çalıştığını, özel hayatına hiç vakit ayıramadığını söylüyorsa.
Ve haftasonları cep telefonu hep kapalıysa.
* Sizi
götürdüğü gece klubünde, şarap kadehinizin sürekli dolu
olmasıyla bizzat ilgileniyorsa. Ve gece sonunda sarhoşken
araba kullanmak istemediğini, sizi eve sabah bırakmasının bir
mahsuru olup olmadığını soruyorsa.
* Sizinle
birlikteyken özel konuları konuşmaktan kaçınıp, sadece
eğlenmeye odaklanıyorsa.
Erkeğinizi
çözebilirsiniz...
Onunla bir türlü
konuşamıyorsunuz. Ya kavga çıkıyor ya da sizi dinlemiyor.
Durun, üzülmeye, ayrılık planları yapmaya başlamadan önce
tavsiyelerimize kulak verin.
Araştırmalara
göre erkekler incinmekten ve zayıf görünmekten korktukları
için kaçış yolu olarak susmayı ya da umursamaz görünmeyi
tercih ediyor. Peki sorunun kaynağında neler yatıyor? Sebebini
bilmeniz, çözümünü bulmamıza yardımcı olur. Önereceğimiz
yöntemleri siz de deneyin ve erkeğinizin dilini çözün.
Doğru kelimeleri
seçin
Sevgilinize en
iyi arkadaşınızla yaşadığınız tartışmayı ya da annenizin
rahatsızlığını anlatmak istiyorsunuz. O ise konuya hiç
bulaşmadan "Telaşlanma, zamanla düzelir" diye geçiştiriyor.
Erkekler, bir
kadın için dert ortağı olma yönünde fazlasıyla aciz
kalıyorlar. Kadın acılarından bahsederken, erkek bırakın yorum
yapmayı dinleyemiyor bile.
O zaman ona
içinizden geçenleri doğru kelimelerle ve eksiksiz olarak
anlatın. Ancak bunu yaparken temkinli davranın.
Örneğin: "Hakemin
yanlış kararı yüzünden doğru düzgün uyuyamadım. Bunun nasıl
bir şey olduğunu sen bilir misin?" diye söze başlarsanız,
kendi deneyimlerinden bahsetme fırsatı bulur.
Ciddiyetten
kaçının
Çöpü dökmesini
istersiniz, o ise bu duruma nükleer atık muamelesi yapar.
Tuvalet temizliği, çamaşır ve bulaşık gibi konulara ise hiç
girmeyelim.
O yine kabuğuna
çekilirken, kadın artık dayanamayıp patlar.
Ne kadar haklı olursanız olun, cümleye "hep" ya da "hiç" gibi
bir sözle başlamayın.
Esprili bir
girişle başlamalısınız. "Hadi biraz da çöplerden bahsedelim"
gibi. Çocuk, temizlik ve ev işlerinin bir kişi için fazla bir
yük olduğunu belirtin. O güçlü omuzların sadece yaslanmak için
var olmadıklarına inandırın onu.
Sinirlendiğinizi
göstermeyin
Kadının sinirleri
bozulmuştur ve artık dayanamaz hale gelir. Erkek ise
soğukkanlılığını korumaya çalışır.
Olan olur ve
kadın ağlamaya başlar.
Erkek "Ağlamanın
bir faydası yok" diye bağırır. Bakar ki değişen bir şey yok,
"Ağlasın, bana ne" deyip, bay buz kalıbı modunda yine
sessizliğine çekilir.
Sesinizi
yükseltmek, tabakları duvarlara fırlatmak, kapıları çarpmak
belki size ağlamaktan daha rahatlatıcı gelebilir.
İyisi mi
kendinizi dışarı atın ve şöyle bir dolaşıp gelin. Döndüğünüzde
onun ne kadar sessiz ve çözülmeye hazır olduğunu göreceksiniz.
Böyle sus pus
olmasının sizde nasıl bir tesir yarattığını ona anlatın.
"Sessizliğin beni fazlasıyla kırıyor. Bu durumda ne istediğini
anlayamıyorum" diyebilirsiniz.
Bir şey söylemeye
başlarsa, "Bunu gerçekten doğru mu anladım?" diye söze
başlayıp söylediği cümleyi tekrar edin.
İltifat etmiyorsa
Hangi kadın
istemez ki eşinin ya da sevgilisinin ona iltifatlar etmesini.
Ama erkeğinizin
ruhuna yapışan o konuşmama, içine kapanma inadı sizi
iltifatlardan mahrum ediyor.
Bu doğal olarak
sizin ruh halinizi de etkiliyor. Erkeğinizin ağzından iltifat
sözcükleri duymak istiyorsanız, hareketlerinizi biraz gözden
geçirin.
Erkekler, aynanın
karşısına geçip "Bu bana çok yakıştı. Böyle çok güzel
görünüyorum" diye kendi kendisine konuşan kadınlar karşısında
susmayı tercih eder.
Kıyafetinizle
sessizce yanından geçin. İşte o zaman cazibenize dayanamaz ve
ağzından kelimeler dökülür. Mutfaktaki hünerinizle de iltifat
alabilirsiniz.
Örneğin ona uzun
zamandır pişirmediğiniz en sevdiği yemeği yapın. Hangi erkek
en sevdiği yemeği yapan kadını iltifatsız bırakır ki.
Erkeğinizi nasıl tanırsınız - Erkeği tanımanın yolları -
aldatan erkek - masum erkek
Bir
erkeğin aradığı kadın
|
Dün
uçaktan inip, bir zamanlar tek bir masa ve tek bir
bilgisayarla kurduğu koskoca Habertürk binasına geldiğinde
gözleri dolu doluydu, ağlıyordu...
Doktorlar “Birkaç ay ömrün kaldı” dediler, ona yaz
başında...
Kanser karaciğerindeydi...
Karısı ve kardeşiyle birlikte apar topar Amerika’ya
gittiler...
İnanılmaz bir kemoterapi tedavisine girdi...
Kanserli hücreler’in yüzde 60’ı yok edildi...
Vücudu ve beyni kansere karşı müthiş bir direniş
gösteriyordu...
“Ölmeyeceğim...” dedi, “Bir gün onun beni esir alacağını
bilsem de sonuna kadar direneceğim...”
O kadar mücadele etti ki, birkaç ay ömrün kaldı diyen
doktorlar, ameliyat ihtimalinin belirdiğini söylediler...
Hastaneden çıktı, kanserli kanserli Alaska’da ava gitti...
Hayata sonuna kadar asılıyordu...
Türk medyasının en sivri, en zeki, en farklı, en
pırıltılı, en haşarı, en aykırı isimlerin başında gelirdi
Ufuk Güldemir...
Çapkındı, zekiydi, haşarıydı... Ben 20, o ise 23
yaşındaydı tanıştığımızda... “Şeytan tüyü var” derdi
herkes onun için...
Zekiydi, çalışkandı ve hayatı seviyordu... Yıllar yılı
müthiş bohem yaşadı...
İki paket sigara içerdi... Gecelere aktığı zamanlar da
içki içerdi...
Bir gün geldi herşeyi bıraktı...
Yaratıyor, üretiyor, ava gidiyor, keyfine göre yaşıyor,
ama kolay kolay artık boheme sapmıyordu...
O gecelerin adamı, Bab-ı Ali’nin haşarı çocuğu Ufuk
gitmiş, bambaşka bir Ufuk gelmişti sanki...
Sağlıklı yaşayan, hayatı tadım tadım tadan bir Ufuk vardı
artık...
Bu mucizenin ardında, 10 yıldan fazladır beraber olduğu
bir kadın vardı...
O kadın şimdiki eşi Gaya’ydı...
Gaya, Ufuk’un hayatını doldurmuştu...
Hırslarını, özlemlerini, isteklerini paylaşarak herbirini
karşılamıştı...
Bab-ı Ali’nin bu ele avuca gelmez haşarı çocuğunu,
zekasını ve yaratacılığını törpülemeden yeni baştan
yaratmıştı...
Hayatın içki, sigara ve gecelere bulanmış bohemi yerine,
hobilerle bütünleşmiş keyfini yaşamaya başlamıştı Ufuk...
Gaya, bir kadının, anlayış ve paylaşımla, bir erkeğin
hayatını nasıl mucizevi olarak değiştirebileceğini
göstermişti...
En haşarı, en ele avuca sığmaz, en uslanmaz erkeğin, nasıl
yeni baştan yaratılabileceğini ispat etmişti...
Gaya bir kadının “devrimci” olmadan nasıl büyük devrimler
yapabileceğini göstermiş bir büyük devrimciydi...
Bir erkeğin, aslında nasıl bir kadın aradığının
cevabıydı...
Ufuk, mutluluğu bulduğu hayatında, bir gazetecinin
rüyasında göremeyeceği bir yere gelmiş, muhabir olarak
başladığı meslekte, bir televizyon, radyo ve internet
portalının da bulunduğu medya grubunun patronu olmuştu...
|
|